FEDAİLERİN KALESİ ALAMUT
Vladimir BARTOL
Tarih OkunduYazar Hakkında; Wladimir Bartol 1903 yılında Trieste civarında küçük bir sloven şehrinde dünyaya gelmiştir. Wladimir Bartol, Fransız kültürü almış olan anne ve babasının etkisiyle, yirmili yıllarda sorbon’da tahsil gördü. Yüksek öğreniminin büyük kısmını, anayurdunun başkenti olan Ljubliana şehrinde tamamladı. Öğrenim gördüğü dalları, bakış açılarına göre, gelişigüzel veya ansiklopedik olarak tanımlamak mümkündür: Felsefe, psikoloji (Bartol, Freud’un o zamanlar pek tanınmamış olan eserini çok erken yaşlarda keşfetmiş), biyoloji (bartol tüm yaşamı boyunca kelebeklerin yaşamlarına hayran kalmıştır), dinler tarihi. Kısacası, son savaştan önce yoğun anlaşmazlıklar tarafından parçalanmış bir ülke için, hiç de uygun olmayan bir eğitim. Ljubliana, otuzlu yıllarda zıt ideolojilerin birbirleriyle şiddetle çatıştıkları bir şehir olmuştur. İlk eseri olan Alamut’u 1938 yılında ana dili olan Slovence ile kaleme alarak tamamladı. 2. Dünya Savaşı’nın karışık ortamında, umduğu ilgiyi bulamadı kitabı. Hatta el altından satılacak kadar tehlikeli bir kitap olarak kabul edildi uzun süre. Bartol, savaş yıllarında vatanını işgal eden Alman ve İtalyan faşistlerine karşı mücadele etti. Savaştan sonra kurulan Yugoslavya’da istediği ortamı bulamadığı için 1946 ile 1956 yılları arasında on yıl boyunca ikamet edeceği Trieste’ye yerleşti. 1956 yılında geri dönerek Alamut’u bir kez daha yayınlamayı başardı. 1960 yılında Yugoslavya Yazarlar Birliği başkanlığına seçilerek, nihayet layık olduğu itibara ulaştı. Kitabı ise 1967 yılındaki ölümüne kadar bir daha yayımlanamadı; herkes tarafından baş eseri olduğu kabul edilmesine rağmen, sadece 1980 ve 1984 yıllarında iki baskı yapabildi. Son yıllarda pek çok yabancı dile çevrilerek bu ülkelerde basılmıştır. Özet; “Fedailerin Kalesi Alamut”, tarihteki ilk terörist olarak bilinen Hasan İbni Sabbah’ın ilginç yaşam öyküsünü ve büyük hedefi için kullandığı alamut kalesini konu alır. Olay Hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1900’lü yıllarda geçmektedir İsmaili inancına göre, ki aynı zamanda Hasan İbni Sabbah’ın inancıdır, halife Ebu Bekir, hz. Ali’yi kandırarak halifelik sıfatını O’ndan çalmıştır. Yani asıl halife olması gereken hz. Ali’dir. Yine İsmaililere göre, insanlığın kötüye giden durumunu düzeltmek için günün birinde Hak tarafından bir mehdi gönderilecektir. Gençlik yıllarında dinine bağlı olan ve engin Din bilgisine sahip olan Hasan ibni Sabbah, gönderilecek olan mehdinin kendisi olabileceğini düşünür ve gönderilecek mehdinin özelliklerini araştırmaya başlar. Araştırmaları sırasında yaşadığı şehre büyük bir Din alimi gelir ve yaptığı araştırmaya ışık tutması için Din alimiyle görüşür. Alim, Hasan İbni Sabbah’ın istediği cevapları vermez fakat Sabbah araştırmalarına devam eder. Daha sonraki yıllarda yine bir din alimi gelir ve Hasan İbni Sabbah aynı düşünceyle alimin kapısını çalar. Alimin anlattıklarında çelişkiler yakalar ve itiraz eder. Bunun üzerine alim,Hasan İbni Sabbah’a dönerek çok zeki biri olduğunu ve aslında Din’in saçmalıktan ibaret olduğunu , peygamberin deli olduğunu ve insanları kullanmak için ulvi şeyler uydurduğunu söyler. Hasan İbni Sabbah önceleri inanmayıp fakat kafası karışmış olarak geri döner. Daha sonraki zamanlarda bu düşünce kafasında yer eder ve insanları uyarmaya çalışır. Her yerde bu inanışı haykırır ve insanlara bir hiç peşinde koşmanın saçma olduğunu söylemeye çalışır. Fakat Hasan İbni Sabbah’ı işiten herkes onu toplumdan uzaklaştırmaya çalışırlar hatta birçok yerde taşlarlar. Çünkü inançlarına körü körüne bağlanmışlardır. Hasan İbni Sabbah’ın babası bu olayları görür ve Hasan’ı başka bir şehre medrese eğitimine gönderir. Hasan İbni Sabbah Orda, kendi gibi düşünen Ömer Hayyam ve daha sonraki bir zamanda Nizam ül-mülk ünvanını alacak Hasan ile tanışır. Bu üçlü görüşlerini yaymak için güçlü olmaları gerektiklerini düşünürler ve birbirlerine, her kim üst kademelerde bir makama gelirse diğerlerini yanına alma sözü verirler. Uzun zaman sonra Hasan İbni Sabbah, dönemin Nizam ül-mülk’ü olan arkadaşı Hasan’ın yanına gelerek sarayda çalışmaya başlar. Yaptığı çalışmalarla ve hareketleriyle herkes tarafından sevilen Sabbah aynı zamanda arkadaşı Nizam ül-mülk tarafından kıskanılır. Birgün, dönemin padişahı Melik Şah, Nizam ül-mülk’ü yanına çağırarak devletin gelir-giderleriyle ilgili bir rapor hazırlamasını söyler. Nizam ül-mülk bu işin iki senesini alacağını söyler. Hasan İbni Sabbah ise bu işi kırk gün içinde yapabileceğini söyler. Melik Şah, kırk gün sonra bu iş olmazsa sarayı terk etmesini söyler. Kırk gün sonunda Sabbah, çalışmasını bitirir ve padişaha sunarken bir kısmının eksik olduğunu fark eder. Hiç şüphesiz bu iş Nizam ül-mülk’ün eseridir. Bu vesileyle Sabbah, saraydan ayrılmak zorunda kalır ve bu günden sonra Nizam ül-mülk’ü yok etmeyi ve Büyük Slçuklu İmparatorluğun’u çökrtmeyi kendine amaç edinir. Saraydan ayrılan Hasan İbni Sabbah, Mısır’a sürülür ve ordan da Afrika’ya gönderilmek üzere bir gemiye bindirilir. Gemi kaptanına yüklü miktarda altın teklif ederek Afrika yerine Suriye’ye çıkmasını söyler. Kaptan bu teklifi geri çeviremez. Aynı zamanda gemide bulunan diğer insanlara, kendine Allah’tan vahiy geldiğini ve Afrika yerine Suriye’ye ineceklerini söyler. Olayın söylediği şekilde vuku bulması üzerine insanlar, Dini bilgisini engin olan Hasan İbni Sabbah’ın mehdi olduğunu düşünür. Bu olay üzerine Hasan İbni Sabbah, insanları kullanmak için inanç unsurunun en kolay yol olduğunu düşünür. Namı yayılan Hasan İbni Sabbah, fethi çok zor olan, Kartal yuvası olarak da bilinen Alamut Kalesini satın alır. Alamut Kalesi’nin bir tarafını, kendine inanan gençlere tahsis eder ve bu kısımda bu gençlere, Dini bilimler ve modern bilimlerin yanında savaş dersleri verilir. Bu eğitim çok sıkıdır ve eğitim süreci boyunca seydunadan, yani Hasan İbni Sabbah’tan bahsedilir ve seyduna kimseye gösterilmez. Kendine ait bir odada bulunmaktadır. Kalenin diğer tarafında ise farklı yerlerden satın alarak yada kandırarak getirdiği, huri kadar güzel köle kızlar vardır. Burada ise kızlara Dini ve modern bilimlerin yanında cinsellik ve bir erkeğe nasıl davranılması gerektiği öğretilir. Kalenin kızların bulunduğu taraftaki kısmı cenneti andıran bir dizayna sahiptir. Burada her türlü ağaç, çiçek ve hayvan bulunmaktadır. Ki zaten Hasan İbni Sabbah, burayı, seçtiği kişiler cennet zannetsin diye tasarlamıştır. Bu tarafa geçiş Hasan Sabbah’ın odasında bulunan gizli bir yerden sağlanmaktadır. Nihayetinde Melik Şah, Hasan İbni Sabbah tehlikesini fark ederek büyük bir orduyu üzerine göndererek kaleyi terk etmesini söyler. Sabbah büyük günün geldiğini anlar ve öncü birliğe karşı başarı sağlayan fedailerden Süleyman, Yusuf ve Tahir’in torunu Avni’yi yanına çağırır. Onları cennete götüreceğini söyleyerek elindeki haşhaşları içmelerini, bu ilaçların kendilerine enerji vereceğini söyler. Diğer taraftan kızları uyarır ve cennet havası yaratmalarını emreder. Haşhaşı içtikten sonra buraya getirilen gençler kendilerini gerçekten cennette zannederler ve her biri buradaki kızlardan birine aşık olur. Meryem, Halime, Apama kitapta ismi çok geçenlerdir. Bu olayın üstüne fedailer, cennetin anahtarlarından birinin Seyduna’nın elinde olduğuna tam olarak inanırlar ve seve seve ölüme gitmek isterler. Daha sonra Sabbah, bu üç kişiden biri olan Tahir’in torunu Avni’yi Nizam ül-mük’ü öldürmesi için gönderir. Bu arada Melik Şah’ın üç elçisi Seyduna’ya gelerek kaleyi terk etmesini söyler. Hasan İbni Sabbah elçilerin yanında, Süleyman ve Yusuf’u yanına çağırarak kendi kendilerini öldürmelerini söyler. Süleyman ve Yusuf bir an bile tereddüt etmeden kendi kendilerini öldürürler. Olayı gören elçiler büyük bir şaşkınlık içinde kalırlar. Elçiler geri dönerken Seyduna onlara yakında Nizam ül-mülk hakkında bir haber duyacaklarını da söyler. Diğer yandan Nizam ül-mülk’ü öldürmeye giden Avni, zehirli bıçakla Nizam ül-mülk’ü yaralar. Ölecek olan Nizam ül-mülk, ordan sağ çıkamayacağını bile bile nasıl böyle bir şeye yeltendiğini sorar Avni’ye. Avni, ölürse seyduna’nın onu cennete göndereceğini söyler. Nizam ül-mülk gittiği yerin cennet değil Kartal Yuvası’nın arka bahçesi olduğunu, Hasan İbni Sabbah’ın onu kandırdığını söyler ve öcünü alması için onu serbest bırakır. Hasan İbni Sabbah üzerine gönderilen ordunun büyük bir bölümü, bu ölüm olaylarının üstüne Seyduna’nın gerçek bir peygamber olduğuna inanır ve ona saldırmanın yanlış olduğunu düşünerek dağılmaya başlar. Geri dönen Avni, görevini tamamladığını ve Seyduna ile görüşmek istediğini söyler. Hasan İbni Sabbah, bunun bir tuzak olduğunu düşünerek Avni’yi yakalatır. Tutuklu halde bulunan Avni’ye asıl amacının, kendi ırkı olan Persleri, at hırsızları olarak nitelendirdiği Türk esaretinden kurtarmak olduğunu, bunun için bir ömrünü harcadığını söyler. Sonra Tahir’in torununu serbest bırakır, gidip daha çok ilim öğrenmesini ve gelip kendi kaldığı yerden bu işi devam ettirmesini söyler. Avni eşyalarını alır Alamut’u terk eder. Hasan İbni Sabbah, üç öğrenciyi daha, sözde cennete gönderir. Ama içlerinden Ubeyde isimli talebe verilen ilacı yutmaz, her şeyi anlar. Bunun üzerine daha kalenin bu tarafına getirilmeden boğularak öldürülür. Diğer iki kişiden biri olan Cafer, estetik operasyonla kendilerine gönderilen elçiye benzetilerek Melik Şah’ı öldürmeye gönderilir. Cafer, Melik Şah’ın huzuruna kadar çıkar ve Şah’ı kulağından yaralamayı başarır. Cafer, oracıkta linç edilerek öldürülür ama hedefine ulaşmıştır; Melik Şah, zehrin etkisiyle ertesi güne kadar canını bırakır. Melik Şah’ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Devleti çöküş dönemine girer. Amacının büyük bir kısmına ulaşmış olan Seyduna yani Hasan İbni Sabbah, bundan sonra kendinden sonrakilere yeni hikayeler uydurmak için odasına kapanır.
Yılların eskitemediği muhteşem kitap ALAMUT artık Koridor Yayıncılıkta. Hasan Sabbah`ın, Alamut Kalesinin, fedailerin ve cennet bahçelerinin hikayesi. Bir tarafta Hasan Sabbah`ın yeryüzü cennetiyle yeni tanışan güzel köleler, diğer tarafta onun en güvenilir savaşçıları olan fedailer. Sabbah`ın yarattığı cennetin içinde gözleri açıldığında hepsinin hayatı hiç umulmadık bir şekilde değişir. Hikaye 11. yüzyıl İranında, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah`ın, seçilmiş bir grup insanı intihar suikastçısına dönüştürerek bölgede hakimiyet kurmak için çılgınca ve aynı zamanda zekice bir plan tasarladığı Alamut Kalesinde geçmektedir. Güzel kadınların, yemyeşil bahçelerin, şarap ve haşhaşın göz boyadığı sanal bir cennet yaratan Sabbah, genç savaşçılarını emirlerine uydukları takdirde bu cennete gidebileceklerine inandırır. Kendilerini onun yoluna adayan, ölmeyi de öldürmeyi de göze almış olan bu küçük orduyla hükümdar sınıfına gözdağı verebileceğini düşünür. Sabbah kendi deyimiyle insanların saflığını kullanıp dine adanmışlığı politik emellerine alet eder. Artık kapılar onun için ardına kadar açılmıştır.
- Okunma Tarihi
- 1.12.2012