YABANCI
Albert CAMUS
Felsefe OkunduYABANCI, iki bölüm halinde okuyucuya sunuluyor. Meursault’nun annesinin ölümüyle başlayan ilk bölüm, işlediği cinayetle sonlanıyor. Kitabı zirveye taşıyan bölüm ise kişilere, olaylara ve hatta hayata nasıl yabancılanıldığını anlatan son bölümdür. Yazar, olayları kahramanın gözünden öznel bir anlatımla okuyucuya aktarırken oldukça sade bir üslup kullanmıştır. Olaylar örgüsü de çok kısa bir zaman aralığında gerçekleşir. Eseri en özel kılan yan iki üç saatte bitirdiğiniz bir kitabın asıl kitabı bitirdikten sonra sizi sevk ettiği düşünceler içinde kendini okutmaya başladığını fark etmiş olmanızdır. YABANCI, toplumun kabul ettiği davranışların dışında bir tutum sergileyen Meursault’nun işlediği suçtan ziyade, topluma ayrıksı tutumundan dolayı yargılanışını anlatır. Toplumun kabullenmediği bu duyarsızlık dışlanmışlığın ve yabancılaşmanın temelidir. “ İnsan hiçbir şeyi gerektiğinden fazla büyütmemeli, ben bu duruma başkalarından daha kolay katlandım” diyen Meursault, ölümün var olduğu bir dünyada her şeye hayret etmenin gereksizliğine inanır. Bu ise onu toplum gözünde vurdumduymaz, etrafına karşı kayıtsız bir kişi durumuna sokar. Oysa o, kendinden ve her şeyden emindir. Bu gerçekliğin kendini nasıl kavradığını haykırırken,” ben de onu öylece kavramış bulunuyorum” der. Adam öldürdüğü için suçlanıp, annesinin cenazesinde ağlamadığı için idam edilecek olmasının onda uyandırdığı düşünce ile kendi içini dünyanın kayıtsızlığına açmasıyla aslında kendisine bu denli benzeyen dünyada bir yabancı olduğunu kabul eder. Bizi kuşatan evrenin bizim irademizin dışında var olması, Meursault’nun anlamsız bulduğu dünyaya anlam katma çabasının da gereksizliğini vurgular. Bu bağlamda denilebilinir ki; YABANCI böyle bir evrende, insanın kendi kuralları olmadığından; ahlaki ilkelerin, kendi eylemleri dışında, başka insanların eylemlerinden de sorumlu olduğunu bu yabancılaşmayı, hiçlik duygusunu, insanlık halini ele alıp, öznelliğe yönelmesi gerektiğini; hakikatin tümüyle öznel olup, hiçbir soyutlamanın bireysel varoluşun gerçekliğini kavrayamayacağını ifade eder. Yaşamın ölümle sonlanmasının gerçekliğini derinden hissettiren eser, yüreğimizin kapılarını ve gözlerimizi tüm güzelliklere kapatmanın anlamsızlığına vurgu yaparken, yaşadığımız ânın tüm hayatımıza yetecek anılar toplamaya yeteceğini söyler. Yazarın gözünde tüm anlamsızlıklara anlamlı bir karşı duruştur bu. Camus’un kitaptaki yabancılaşması, “absürd ( saçma ) “ kavramını ifade ederken her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüş olan nihilizmin irdelenmesidir. Tanrının varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin imkânını, ahlâkı ve tarihin mutlu sonunu reddeden Nihilistlerin görüşünü irdelerken hayatın tekdüzeliği içinde, robotlaşmış insan ölümü bile rahatlıkla kabul eder tezini savunur YABANCI.
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camusyle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
- Okunma Tarihi
- 1.05.2013