KUBBE`NİN ALTINDA

KUBBE`NİN ALTINDA

Stephen KING

Fantastik Okundu
(5)

TANITIM METNİ Güzel ve tamamen sakin bir bahar gününde, Maine`deki Chester`s Mills kasabasının dünyanın geri kalanıyla ilişkisi, açıklanamayan görünmez bir güç alanı tarafından ansızın kesilir. Yukarıdan kasabaya düşen, yanan uçak parçaları vardır; "Kubbe" düşüp bir bahçıvanın elini ikiye ayırır; insanlar kaçışırken ailelerinden ayrılırlar ve arabalar olayın etkisiyle patlar. Kimse bu bariyerin ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne zaman yok olacağını (ya da yok olup olmayacağını) kestiremez. Irak`ta savaşmış ve su an aşçılık yapmakta olan Dale Barbara, birkaç vatandaşla gruplaşır: Kasaba gazetesinin sahibi Julia Shumway, fizik terapi uzmanının hastanedeki asistanı, seçilmiş bir kadın ve üç cesur çocuk. Bunların karşısındaysa, her şeyi gözden çıkaran -cinayete bile bulaşabilecek- politikacı Big Jim Rennie vardır; gücünü elinde tutmak istemektedir ve oğlu da korkunç bir sırra sahiptir. Fakat herkesin asıl düşmanı aslında Kubbe`nin kendisidir. Zaman sadece az değildir; durmaksızın akıp gitmektedir. UÇAK VE DAĞ SIÇANI İki bin feet yükseklikten Claudette Sanders’ın uçuş dersleri aldığı Chester’s Mill kasabası sabah güneşinin altında henüz taze yapılmış ve yere kondurulmuşçasına parıldıyordu. Arabalar Main Sokağı boyunca debelenerek ilerlerken güneşin ışıltılarını yansıtıyorlardı. Congo kilisesinin çan kulesi kusursuz gökyüzünü delip geçebilecek kadar sivri görünüyordu. Seneca 5 üzerinden uçarken güneş Prestile akıntısı yüzeyi boyunca onunla yarıştı; hem uçak hem de su kasabayı aynı çaprazlama yön boyunca izliyordu. “Chuck, sanırım Peace Köprüsünde iki oğlan görüyorum! Balık tutuyorlar!” Onun memnuniyeti Chuck’ı güldürdü. Uçuş derslerini kocasının rızası altında alıyordu. Kocası kasabanın birincil kurul üyesiydi ve ‘tanrı insanların uçabilmesini isteseydi onlara kanatlar verirdi’ şeklinde bir kanıya sahipti. Ancak sonunda Claudette ondan yakasını kurtarmıştı. En başından beri bu deneyimden zevk alıyordu fakat bu sadece basit bir zevk değildi; bu adeta ferah ve saf bir mutluluktu. Bugün onun uçmanın nesinin gerçekten harika olduğunu ilk kez anladığı gündü. Eğitmeni Chuck Thompson kontrol çatalına nazikçe dokundu ve sonrasında takım panelini işaret etti. “Eminim öyle,” dedi, “fakat parlak tarafı yukarıda tutalım, Claudie, tamam mı?” “Özür dilerim, özür dilerim.” “Sorun değil.” O bunu yapmayı insanlara yıllardır öğretiyordu ve yeni şeyler öğrenmek için can atan Claudie gibi öğrencileri severdi. Andy Sanders’a büyük bir para harcatması ihtimali çok uzak değildi; Seneca’yı sevmişti ve buna benzer yeni bir uçağa sahip olma isteğini yeterince vurgulamıştı. Ayrıca tam olarak şımarık olmasa bile Claudie Sanders’ın inkâr edilemez pahalı zevkleri vardı. Ne var ki şanslı Andy’nin bunları tatmin etmeye gücü yetiyordu. Chuck ayrıca bu tip günleri de severdi: Sınırsız görüş, rüzgârsız ve mükemmel eğitim koşulları. Buna rağmen Seneca, o gereğinden fazla durumu düzeltmeye çalışınca, biraz sallandı. “Mutlu düşüncelerini yitiriyorsun. Yapma bunu. Bir-yirmi’ye gel ve rotayı 119’a ayarla. Ardından dokuz yüze in.” Yaptı, Seneca bir kez daha düzelmişti. Chuck rahatladı. Jim Rennie’nin kullanılmış arabalar parkının üzerinden geçtiler ve nihayet kasaba arkalarında kaldı. 119’un her iki yanında da rengârenk, alev alev duran ağaçlıklar vardı. Seneca’nın haça benzeyen gölgesi asfalt üzerinde uçarken bir kanat kısa süre için karınca gibi kalan birinin üzerinden geçti ve o el salladı. Chuck’da el salladı, aşağıdaki onu görememesine rağmen. Claduie, “Mükemmel bir gün!” dedi coşkulu bir sesle. Chuck yine güldü. Geriye hayatlarının kırk saniyesi kalmıştı. Dağsıçanı 119 güzergâhın banketi boyunca Chester’s Mill doğrultusunda beceriksizce ilerlerken ve yolun sola kıvrıldığı yerde Jim Rennie’nin kullanılmış araba parkı bir seri parıldayan ışık kümesiyken; halen gitmesi gereken bir buçuk mili vardı. Sıçan o kadar ilerlemeden önce ağaçlığa girmeyi planlıyordu (bir dağsıçanının ne kadar planladığı söylenebiliyorsa tabii). Ama şimdilik banket iyiydi. Đninden istediğinden biraz fazla uzaklaşmıştı: Gerçi güneş sırtını ısıtıyor ve burnuna gelen gevrek kokular aklında olgunlaşmamış imgeler oluşturuyordu. Sırtından iliklerini titreten bir his geçtiğinde durdu. Gözleri artık iyi görmüyordu ama ilerideki bir insanı seçebilecek kadar iyiydiler. Ona doğru gelen ve yolun karşısındaki bankette yürüyen biri vardı. Sıçan yine de biraz daha ileriye yürümeye karar verdi. İnsanlar bazen arkalarında yemek için güzel şeyler bırakırdı. Bu seferki biraz yaşlı biriydi, ayrıca şişmandı. Ömrü boyunca pek çok çöplük tenekesini yağmalamıştı ve Chester’s Mill çöp sahasını kendi ininin üç tüneli kadar iyi biliyordu; çöp sahasında her zaman yiyecek güzel şeyler olurdu. O kayıtsız yaşlı insanın paytak yürüyüşünü izlerken kendisi de paytak paytak yolun karşısındaki banketten yürüyordu. Adam durdu. Sıçan fark edildiğini anladı. Sağında biraz ileride devrilmiş bir huş ağacı vardı; altına saklanabilir ve adamın gitmesini bekleyebilirdi. Belki ardından lezzetli bir şeyler var mı diye araştırırdı. Chuck’ın aklında bunlar varken adam üçüncüsü yarıda kesilen adımları arasında yolun köşesine parçalara ayrıldı. Kan her yere fışkırdı. İç organları yere döküldü ve ayakları ardı ardına iki kez kasıldı. Sonrasında ise tamamen durdu. Onun hepimize bir gün çökecek olan karanlığı görmeden önceki son düşüncesi hem sıçanlar hem de insanlar için aynıydı: Ne oldu? Kontrol panelindeki tüm ibreler dibe vurdu. “Neler oluyor böyle?” dedi Claudie Sanders. Chuck’a döndü. Gözleri kocaman olmuştu, fakat içlerinde panik yoktu; sadece şaşkınlık vardı. Paniklemek için zamana sahip değildiler. Chuck kontrol panelini hiç görmedi. Seneca’nın burnunun ona doğru buruştuğunu fark etti. Ardından, her iki iki pervanenin de paramparça olduğunu… Daha fazlasını görmek için zaman yoktu. Hiçbir şey için yoktu. Seneca 119. güzergâhta patladı ve bölgeye alevler saçtı. Ayrıca beden parçaları da yağmur gibi yağdı. Tüten bir ön kol -Claudette’in- bir parmakla beraber, ikiye bölünmüş dağ sıçanının yanına temiz bir iniş gerçekleştirdi O gün Ekim’in yirmi biriydi. KARAKTERLER DALE BARBARA Barbie ucuz koşullarda yolculuk eden bir gezgin. Eski bir asker. Irak’ta geçirdiği günlerin suçluluğunu yaşıyor. Ayrıca Sweetbriar Rose’da hızlı pişirilebilir yemekler için aşçılık yapıyor ve aile yaşamı diyebileceği şeye orada sahip. Eski kumandanı Albay Cox onu dışarıdan çağırdığında Barbie’nin yükü kasabanın yükü haline gelecek… JOSEPH MCCLATCHEY Korkuluk Joe, on üç yaşında, “geyiklerin kralı” ve “iskeletor” olarak tanınan biri. Herkesten daha zeki ve bunu zor anlarda kanıtlıyor. Joe’nun blogunu ziyaret edin: www.scarecrowjoe.com HORACE GREELEY Julia Shumway’in çok sevdiği yaşlı Corgi köpeği. Tüyleri burnuna doğru biraz ağarmıştır ancak gözleri hâlâ parlak ve kulakları halen pür dikkattir. Her zaman bir yürüyüşe hazırdır ve her zaman açtır... ROSE TWITCHELL Çocuksuz bir dul. Kasabanın uğrak mekânı Sweetbriar Rose’un anaç mülk sahibi. Rose Barbie’ye aşçılık işi verdi. Kardeşleri Andrea Grinnell kasabanın üçüncül kurul üyesi ve Dougie Twichell Catherine de Russell Hastanesinde bir hemşire. JIM RENNIE, SR. “Koca Jim” ateşli ama samimiyetten mahrum gülümsemesiyle, bir kullanılmış araba satıcısı. On altısında kalbini Hz. Đsa’ya verdiğinden beri ne müşterilerine, ne komşularına, ne ölmekte olan karısına ne de kötüye giden oğluna ayıracak sevgisi kalmış. Kasabanın ikincil kurul üyesi. Hayatını kendi istediği gibi yaşamaya alışkın: Yolda, tüm hayatını milletin canına okuyarak geçirmiş bir adam gibi yürür. JULIA SHUMWAY Yerel kasaba gazetesi “The Chester’s Mill Democrat”ın çekici editör ve yayıncısı. Julia tamamen kendine güvenen ve sonuna kadar Cumhuriyetçi biri. Fakat kendini Barbie’ye doğru çekilirken bulacak ve en hassas olduğu anların aslında en özgür olduğu anlar olabileceğini keşfedecek. JIM RENNIE, JR. “Junior.” Kolej çağında ve kanıtlayacak bir şeyleri olan bir oğlan. Kendisine kanıtlayamadığı şeyi Carter Thibodeau, Melvin Searles ve Frank DeLesseps gibi arkadaşlarına kanıtlayacak. Kendisini bir baş belası gibi hissettiren baş ağrılarından muzdarip ve hasta. ANDY SANDERS Mill’s eczanesinin sahibi ve kasabanın birincil kurul üyesi. Sanders kendisine söyleneni yapar: Özellikle Koca Jim Rennie’nin söylediklerini. Bu sayede bir hayli para kazanabilmiştir. Rennie’nin kucağında oturan, konuşan bir kukladan farksızdır.

19 Karayolu`nun aşağısında, Chester`s Mill`de kıyamet kopmak üzere... Güzel, güneşli bir günde küçük kasabanın dünyayla olan bütün bağlantısı görünmez bir güç tarafından kesilir. Uçaklar görünmez bir kalkana çarpar, şiddetli bir yağmur önüne geleni yıkıp yerle bir eder. Kubbe yavaş yavaş alçalırken bahçevanın eli kopar. Arabalar infilak eder. Aileler birbirinden kaçar, herkes panik içindedir. Hiç kimse bu kalkanın nedenini, neden, ne zaman geldiğini ve ne zaman ortadan kalkacağını bilemez. Bir Irak savaşı gazisi ve acımasız bir politikacı Kubbe`nin altındaki gücü ele geçirmeye kararlıdır, ama onların asıl düşmanı Kubbe` dir, çünkü zaman gittikçe azalmaktadır.

Okunma Tarihi
1.11.2014
Kitabı İnternette Ara
Google'da Ara Fiyatlar & Alışveriş