ARAFAT`TA BİR ÇOCUK
Zülfü LİVANELİ
Roman OkunduKitabın ismini taşıyan öykü ile birlikte 8 tane öyküden oluşmuş bu kitap, Zülfü Livaneli’ nin sade, akıcı ve duygu yüklü cümleleri ile özellikle 1970’ lerdeki mülteci, işçi, sürgün veya kaçak olarak sınır dışına çıkan Türklerin, bulundukları zamanda yaşadıkları gerek ekonomik gerek psikolojik gerek dışlanmaya yönelik çekilen sıkıntıları dile getirmiştir. Kitabın başında hikâyelerin gerçek hayattan alınmadığına dair not bulunmasına rağmen kitabın sonunda Zülfü Livaneli ile yapılan söyleşiye ait bir bölümde, Zülfü Livaneli’ nin J. Ortega Gasset’ in “Ben Kendimle Çevremin Toplamıyım” sözünü örnek göstererek kitapta yer alan öykülerin aslında öyküden çok hikâye olarak adlandırılmasının daha doğru olacağını söylemiştir. Buna dayanarak anlatıların gerçeklik payının yüksek olduğunu düşünmek de yanlış olmayacaktır. Kitap sonundaki Zülfü Livaneli ile yapılmış söyleşiden bir kesit; Öykülerin bir başka ortak yanı da kahramanların bir “ara yer” de, “araf” ta kalmaları ve, kimi zaman turistik bir kasabada göze çarpmamak için şort giymek gibi görünüşte basit de olsa, kendileri açısından hayati bir karar vermek zorunda olmaları. Bu öykülerde kişisel gözlemlerinizin rolü olduğu, bu konuda söylediklerinizden biliyoruz. Peki deneyimlerinizin rolü ne ölçüde? Bilimkurgu, polisiye gibi türler hariç, her edebiyat yapıtı için deneyim şart. O koşulları bilmezseniz, insanları tanımazsanız hiçbir şey anlatamazsınız. Çünkü hayat, yazarın düş gücünü kat kat aşan bir zenginliğe sahip. “Araf” ta kalma durumu saptaması gerçek. Zaten bu yüzden hikâyeleri okuduktan sonra kitabın adını Yaşar Kemal koydu. Ben ”Arafat” yerine “araf” olması gerektiğini söyleyince de “Halk ‘Kaldım arafatta’ der. Yanlış bile olsa güzeli budur.” dedi. Arafat’ ta Bir Çocuk İşçi veya mülteci olarak yurt dışına yerleşmiş bir ailenin küçük çocuğu olan Yılmaz adındaki bir çocuğun başından geçen kısa bir kesit anlatılmaktadır. Yılmaz geleli altı ay olmuştur ve Türk komşu çocuklarının da gittiği bir okula yazılmıştır. Başındaki boyacı şapkasını hiç çıkarmayan, henüz dil bilmediği için ve aynı zamanda içine kapanık biri olduğu için kimseyle iletişime geçmeyen kendi halinde bir çocuktur Yılmaz. Köyünden uzakta farklı insanlarla farklı bir ortamda yaşamanın verdiği sıkıntıları ve burukluğu yaşarken bir gün okulun yemekhanesinde köfte yemeği olduğunu gören Yılmaz domuz etinden yapılmış olabileceği düşüncesi ile yemeğine dokunamaz. Öğretmeninin domuz etinden yapılmadığını söylemesi ile birlikte yemeğini yiyerek sınıfına gider fakat sınıftaki mavi gözlü sarı saçlı arkadaşları tarafından domuz eti yediğine yönelik kandırmaları ile içinde büyük bir üzüntü yaşayarak evine gider. Akşam evinde üzüntüsünü ailesi ile paylaşmak istese de içine kaplayan korku ile sıkıntısını yine kendisine saklar. Yılmaz gerek üzüntüleri gerekse güzel anları ile olsun bir yandan gerçek yaşamda hayatını sürdürürken bir yandan da köyündeki nenesi ile hayal gücünde iletişime geçerek hem yaşadığı üzüntülerini hem de güzel anlarını nenesi ile de paylaşmakta ve ikili bir yaşam yaşamaktadır. Yılmaz bir gün sabah okula gider ve sınıfında yerine oturur. Çok sevdiği öğretmeni sınıfa gelir ama öğretmeninin o gün kendisine farklı bakmakta olduğunu hisseder. Bir terslik olduğunu anlar ama anlam verememiştir. Öğretmen okuldaki tüm kapıları açan bir anahtarın kaybolduğunu ve anahtar kimde ise vermesi gerektiğini söyler ama kimseden cevap gelmez. Sonrasında sınıfa müdür ve psikolog girerek Yılmaz’ı dışarı çıkartarak dışarda bekleyen polis ile birlikte Yılmaz’ı sorgulamaya başlarlar. Bir şeyden haberi olmayan Yılmaz sorulan sorulara hiç bir cevap vermeyerek sadece tebessüm ile karşılık verir. Sonrasında anlaşılır ki anahtarı kaybeden başka bir çocuk suçu, diğer Türk çocuklarına da takılmış kara çocuk lakaplı Yılmaz’ a atmıştır. Çocuk gerçeği itiraf ettikten sonra müdür Yılmaz için bir pasta aldırarak sınıfta onun için kestirmiştir ama Yılmaz` ın içindeki yarayı kapatmamıştır. Kitapta yer alan diğer öykü başlıkları; • Bütün Kuşların Uykusu • Dokuma İşçisi ile Şair • Bir Arpa Boyu • Seçenek • Görüş • Üniforma • Sıkıntılı Günler
"Boynuna nenesinin astığı mavi gözboncuğuna eliyle dokundu. Mavi gözlere karşı koruyacaktı onu. Unutmamıştı nerede olduğunu, ama çevresinde olup bitenlerden kopmuştu. Aydınlık bir gülümseme yayılmıştı yüzüne. Neredeyse kaşlarının üstünden başlıyordu saçları. Kıvrım kıvrım, güçlü, kapkara saçlardı. Gözleri de her şeye, her zaman şaşarak bakıyormuş gibi kocaman ve parlaktılar. Çoğu zaman, hele soğukta nemli gibi dururlardı." Bazı insanlar bütün hayatlarını sınırları aşma mücadelesi olarak geçirir. Bu konuda tartışmasız en deneyimli kişilerden biri olan Zülfü Livaneli`nin yıllara yayılan, yıllarla beslenen, zenginleşen deneyim ve gözlemlerinden, Almanya`da, İsveç`te, Danimarka`da, Türkiye`de... sınırlar, sınır aşanlar, sürgünler, gurbetçiler üzerine, değerleri yıllarla sınanmış öyküler... Zülfü Livaneli`nin edebiyat alanındaki ilk verimleri olan öykülerini bir araya getiren Arafat`ta Bir Çocuk, yayımlandığı 1978 yılından beri hem Türkiye`de hem de dünyada olağanüstü bir ilgi gördü. Türkiye`de defalarca basıldığı gibi Almanca ve Farsçaya da çevrildi. Kitaba adını veren öykü İsveç ve Alman televizyonlarında film yapıldı. Arafat`ta Bir Çocuk`un ana konusu, edebiyatın en eski temalarından "sürgün" ve bütün anlamlarıyla "sınır". Kitapta yer alan öykülerde, Türkiye`nin Avrupa macerasının başladığı 1960`lardan ve 12 Mart 1971`den bu yana işçi ya da siyasi mülteci olarak Avrupa ülkelerine savrulan Türklerin özellikle kültürel çatışmalar bağlamında yaşadığı sıkıntılar işleniyor.
- Okunma Tarihi
- 1.03.2015