ENGEREĞİN GÖZÜ
Zülfü LİVANELİ
Roman OkunduKitapta adı geçmeyen yüzyıl ise 17.yy. Devrin padişahı İbrahim, namı diyar “Deli İbrahim” Küçüklüğünde ağabeylerinin boğduruluşunu gözleriyle görmüş, aralarında bir tek kurtulan sözde şanslı olan bir padişah. Zamanında annesi kurtarsa da onu zindanlara atmış. Padişahlığının ilk yıllarında taht ile alakası olmamış zaman geçtikçe önüne kim gelirse diyenin misali ya öldürtmüş ya derisini yüzdürtmüş ya da asıp şehrin kenarlarına insanlara ibretlik koymuş. Bu zamanların birinde ise haremin can kalbi bir haremağası doğduğu toprakları yani Habeşistan’ı hayal meyal hatırlarken gözlerini padişah ile açmış. Ona derin sevgi ve saygı duysa da bir gün padişah zindana sevdiceği ile konulunca gittikçe bu bağ kızgınlığa dönüşmüştür. Hadım edilse bile duygularından, zevklerinden vazgeçemeyen bir harem ağası, diğer yanda ise tahtından olsa bile iktidar hırsından ödün veremeyen bir padişah. İkisi de avına sadık bir engerek. Harem ağasının Gülbeden’i, o çok sevdiği padişahla aynı zindandaydı artık. Valide Hanım tarafından zindana kapatılan padişaha yemek götürme şerefine nail olur ve artık geceler boyunca çeşit çeşit hikayeler anlatarak aslında bir baba oğul bağı kurulur zindanlar arasında. Özellikle Rumi’nin huzur veren sözlerini fısıldamasıyla ağlamaya başladı padişah.. Melek bilgisiyle, hayvan da bilgisizliğiyle kurtuldu, insanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı. İşte böyle bir keşmekeşlik vardı onda. Padişah bile olsa keşmekeşti insan ona göre. Bir yanda şehvetle arzuladığı dünya, diğer yanda üzüntü, kuşku ve keder. Haremağası bi an önce kurtarmalıydı efendisini. Hemen şehzadeyi boğdurtmak gibi fikir geldi aklına. Gelir gelmez bunu padişah ile paylaştığında ise itirazıyla sonuç verdi. Bunları düşünürken haremağası kendi kurtuluşunu da bulmayı amaçlıyordu. Ama daha başlamadan bu hayali sönmüştü bile. Günler geceler boyunca çıkmak isteyen padişah artık çıkmak istemiyordu zindanından. Gün gelip validesi onu zindandan çıkartmaya karar verdiğinde ise çok geçti. Bir köşede artık ruhunu teslim etmişti. Diğerleri gibi oğlunu öldürtme fikrini bile aklından geçirmemiş, ölümünü beklemeyi tercih etmişti. İşte o an harem ağası anladı ne derece ulu bir efendiye sahip olduğunu. Bir harem ağasının gözünden padişahını anlatan eser bulunamaz bir nimet. Eksikliği onun var oluşu aslında. Var olmak içinde padişahının yolunda ve aşkı Gülbeden’e kavuşma arzusunda giden birisi. Okudukça sizi de derin bir var oluş sorunlarına götüren bir kitap olduğunu göreceksiniz. Her cümlenin altında yatan derin anlamlar insanı aslında yaşadığı bu keşmekeşliğin herkeste olduğunu gösteriyor. Bir nevi tek başınalık değil bu. En yüksekte ya da en alçakta da olsan ruhunu saran bu karmaşalık varoluşun bir nevi kanıtı. Haremağasının da dediği gibi; “ Varlık arasında yokluk..”
Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur. Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve -iktidarsızlığına rağmen- Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır. Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni"; Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
- Okunma Tarihi
- 1.05.2020