ASPİDİSTRA
George ORWELL
Roman OkunduGordon, bir sahafın yanında haftada iki şiline çalışmaktadır. Kazandığı para kirli ve yıkık dökük bir apartman dairesinde yaşamasına, haftanın dört günü yetecek kadar sigara alabilmesine ve apartman sahibinin pişirdiği yemekleri yiyebilmesine yetiyordu. Gordon aynı zamanda yazmaktaydı da. Mice adından bir şiir kitabı bile vardı. Kitabı şimdilerde unutulmuş gitmiş ve yeni şiirleri de pek ilgi görmemekteydi. Gordon’un ailesi de geliri iyi olan bir aile değildi. Zavallı ebeveynleri ve ablası Julie, onun okuyup bir yerlere gelebilmesi için yıllarca çalışmış ve fedakarlıklar yapmıştı. Gordon, okulunu bitirmişti fakat “iyi iş” olarak nitelendirilen tuzağa düşmek istemiyordu. Sisteme kafa tutmak, paraya savaş açmak istiyordu. Herkes gibi yetecek kadar para kazanıp, akşam olunca tv karşısında uzanıp, aspidistranın (orta sınıfın sınıf atlama özentisinin bir sembolü olarak kullanılan zambak çeşidi) yapraklarını parlatmak için çabalamak istemiyordu. En başlarda birkaç tanıdık sayesinde, annesi ve ablasının da baskısıyla bir şirkette iş buldu. Fena da kazanmıyor hatta iş için yetenekli görülüyordu. Sonunda okuduğu onlarca kitap işe yaramıştı. Bu iyi şartlara rağmen Gordon kendini boğuluyor gibi hissediyordu. Zam teklifi alması da tuzu, biberi oldu ve Gordon “iyi iş” tuzağının içine daha da düşmeden bu şirketten kurtulmaya karar verdi. Yeni işi bir sahafın yanındaydı. Neredeyse sefil bir hayatı vardı ama yine de huzurluydu. Rosemary, isimli bir kız arkadaşı vardı ve ondan mektup almak için yanıp tutuşuyordu. Yine de Rosemary’e tam anlamıyla yakın olamıyordu çünkü paranın bir engel olduğu konusunda hem fikirdi. Kızdan asla borç kabul etmiyor kendi yediklerini ödemesine bile izin vermiyordu. Savaşın ilk kuralı asla acınacak durumda gözükmemek ve kimseden yardım kabul etmemekti. Gordon, biraz para ayarladıktan sonra Rosemary ile çayırlarda bir gezi planladı. Gezi esnasında her şey yolundaydı. Gordon, kendini güvende hissetmek amacıyla cebindeki paraları yoklayıp duruyordu. Karınları çok acıkan ikili kendilerini ucuz bir şeyler bulmak üzere bir otel restoranına attılar. İçerisi hiç de onlara göre değildi ve oraya ait olmadıkları her hallerinden belliydi. Üstüne üstlük garsonun aşağılayıcı davranışları Gordon’u çileden çıkarmıştı. Hesap geldiğinde Gordon, kendini bitkin hissediyordu. Şimdi bütün parası rezil bir yemekte bitmişti ve dönüş için Rosemary’dan para alması gerekiyordu. Gezinin devamı adeta işkenceye dönüştü. Beklenmedik bir gelişme oldu ve Gordon’un beklediği zarflardan biri geldi. Bir dergi şiirleriyle ilgileniyordu ve ilk şiirini yayınlaması için ona bir ellilik göndermişlerdi. Gordon, Rosemary ve cömert dostu Raveltson’a haber verdi. Bu akşam bir yemek yenecek ve hesaplar Gordon tarafından ödenecekti. Gordon, daha yemeğe gitmeden içmeye ve parasını harcamaya başladı. Yemek için daha uygun alternatifler olabilecekken oldukça pahalı bir restoranı tercih etti. Gordon hariç kimse eğlenmiyordu. Gordon, şuursuzca para harcıyor, içiyor ve kimseyi dinlemiyordu. Rosemary, gittikten sonra Gordon biraz daha içti ve kadının biriyle rezil bir otele gitti. Sabah uyandığında bir nezarethanedeydi ve felaket durumdaydı. Ne olduğunu asla hatırlamıyordu ve tek bir kuruşu bile kalmamıştı. Gardiyanlardan öğrendiğine göre bir şerife yumruk atmıştı. Ya iki hafta hapis yatacak ya da kefaret ödeyecekti. Raveltson, kefareti ödeyip Gordon’u çıkardı. Haber gazetelere yansıyınca Gordon, işinden ve kaldığı apartmandan kovuldu. İşler felaket gidiyordu. Sefil geçen birkaç haftanın ardından Gordon, bir sahafta iş buldu ama hiç beklenmedik bir şey oldu. Rosemary, hamileydi. Gordon, onu yüzüstü bırakamazdı. Eğer bu duyulursa Rosemary işsiz kalacak ve ailesi tarafından reddedilecekti. Kürtaj ise çok riskliydi. Gordon, Rosemary’e evlilik teklif etti ve çok nefret ettiği dergideki işine geri dönmeyi kabul etti. Şimdi bir işi olmuştu, eşyaları kendilerine ait bir evleri ve bir de Gordon’un ısrarlarıyla alınan aspidistralar
George Orwell, Hayvan Çiftliği adlı siyasî masalında, zorbalığa dönüşen Stalin yönetimini yerden yere vurmuş; ünlü eseri Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te insanlığı belleksiz ve muhalefetsiz bir totaliter toplum tehlikesine karşı uyarmıştı. George Orwell, XX. yüzyıl edebiyatının temel taşlarından olan bu iki yapıtından önce yazdığı Aspidistra adlı romanında, sınıf atlama özentisindeki dar gelirlilerin bir statü göstergesi olarak evlerinden eksik etmedikleri, çiçeksiz bir zambak türü olan aspidistrayı simgesel bir araç olarak kullanmış, 1930’lar İngilteresi’nde yaşanan sınıf atlama çabalarını benzersiz bir kara mizahla eleştirmiştir.
- Okunma Tarihi
- 1.08.2024