GÖRMEK
Jose SARAMAGO
Roman OkunduJosé Saramago’nun Görmek romanı, başkentte yapılan bir belediye seçimiyle başlar. Sabah saatlerinde oy verme işlemi başlar ancak sandıklar tamamen boştur; kötü hava koşullarının insanları evde tuttuğu düşünülür. Öğleye doğru beklenmedik bir şekilde binlerce kişi dışarı çıkar ve oy verir. Fakat sandıklar açıldığında büyük bir şok yaşanır: Oyların %70’ten fazlası “beyaz oy”dur. Halk, açık ve sessiz bir protestoyla hiçbir siyasi partiye güvenmediğini göstermiştir. Bu durum hükümette bir meşruiyet krizi yaratır ve yetkililer olayı rastlantısal bir memnuniyetsizlik değil, bilinçli bir tepki olarak görmeye başlar. Yasa gereği seçimler ertesi hafta yeniden yapılır, fakat sonuç ilkinden daha çarpıcıdır. Bu kez beyaz oy oranı %80’e ulaşır. Hükümet, bu durumu halkın organize bir hareketi, hatta bir komplo olarak değerlendirmeye başlar. Başkent halkı suçlu ilan edilir ve sessiz bir protestonun yarattığı sonuç, devletin paranoyasını derinleştirir. Yetkililer, başkenti adeta cezalandırır: Olağanüstü hâl ilan edilir, bakanlar şehirden çekilir, kamu hizmetleri kesintiye uğrar ve şehir kendi haline bırakılır. Devlet, halkla iletişim kurmak yerine suçlu arayan baskıcı bir tutuma yönelir. Bu noktada hükümet, beyaz oyların arkasında mutlaka bir lider olduğunu düşünerek suçlu arayışını kişiselleştirir. Hedef seçilen kişi, Saramago’nun Körlük romanından tanıdığımız, körlük salgınında görme yetisini yitirmeyen kadındır. Bu kadının tehlikeli bir figür olduğuna inanılır, sanki halkı yönlendiren gizli bir lidermiş gibi takip edilir, evi izlenir, komşuları sorgulanır. Oysa kadın yalnızca sıradan bir yurttaştır. Ancak hükümet, gerçekliğe değil kendi korkusuna göre hareket eder. Soruşturmayı yürütmekle görevli polis komiseri, kadına yaklaştıkça onun suçsuzluğunu, hatta ahlaki olarak son derece dürüst ve güçlü bir kişilik olduğunu görür. Komiserin kendi vicdanı uyanmaya başlar ve devletin baskıcı tutumuyla kendi insaniliği arasında sıkışır. Bu süreç onun için etik bir kırılma noktasına dönüşür. Devlet ise giderek daha saldırgan bir çizgiye kayar; manipülasyonlar, provokasyonlar, sahte belgeler ve medya yönlendirmeleriyle kadını şeytanlaştırmaya çalışır. Fakat halk, bütün bu çabaları ciddiye almaz. Sessiz çoğunluğun tavrı nettir: siyasal partilere ve düzenin kendisine güven kalmamıştır. Olaylar giderek karanlık bir hâl alır. Devletin kadına yönelik suçlamaları dramatik bir şekilde tırmanır ve sonunda kadın baskının hedefi haline gelir. Komiser onu korumaya çalışsa da devletin sistemli agresyonu karşısında başarılı olamaz. Kadın trajik bir şekilde öldürülür. Komiser ise hem kişisel hem ahlaki bir çöküş yaşar; gerçeği görmüş olmanın ağırlığıyla baş başa kalır. Bu ölüm, hükümetin iddia ettiği gibi düzeni güvene almaktan ziyade, sistemin kendi çürümüşlüğünü ve halktan kopuşunu iyice görünür kılar. Saramago, bu alegorik anlatıyla aslında derin bir soru sorar: “Bir demokrasi, halkın güvenini kaybettiğinde ne olur?” Romanın verdiği yanıt acıdır: İktidar, halktan korkmaya başladığı anda halk artık onun gözünde bir düşmana dönüşür. Görmek, demokrasinin yalnızca sandıkla sınırlı olmadığını; gerçek demokrasinin güven, şeffaflık, adalet ve temsil duygusuyla ayakta kaldığını; bunlar çöktüğünde ise sessiz bir beyaz oyun bile tüm sistemi sarstığını gösterir.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.
- Okunma Tarihi
- 1.11.2025