KAPLANIN SIRTINDA
Zülfü LİVANELİ
Tarihsel Kurgu OkunduRoman, otuz üç yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nu mutlak bir güçle yöneten Sultan II. Abdülhamid’in, 31 Mart Vakası sonrasında İttihat ve Terakki tarafından tahttan indirilmesiyle, karanlık ve belirsiz bir yolculuğa çıkışıyla başlar. Bir gece yarısı, apar topar Yıldız Sarayı’ndan çıkarılan devrik padişah, eşleri, çocukları ve sadık hizmetkarlarıyla birlikte trene bindirilerek bilinmeze doğru yola çıkarılır. Bu yolculuk sırasında Abdülhamid’in zihnini kemiren en büyük düşünce, kitabın da ismini taşıyan o meşhur metafordur: İktidar bir kaplanın sırtında gitmek gibidir; sırtındayken gücü kontrol edersiniz ama indiğiniz an o kaplan sizi parçalar. Abdülhamid artık kaplanın sırtından inmiştir ve "vehm-i hümayun" dediği o derin korkuyla, yani öldürülme paranoyasıyla baş başadır. Sürgün yeri olarak Selanik’teki Alatini Köşkü seçilir, ancak burası onlar için bir saraydan ziyade lüks bir hapishanedir. Köşkün pencereleri dışarıyı görmemeleri için sıkıca kapatılmış, gazeteler yasaklanmış ve dış dünyayla tüm bağları kesilmiştir. Bu izole ortamda Abdülhamid, sadece ailesiyle değil, aynı zamanda geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve "Müstebit" (zorba) olarak anılan mirasıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Günleri, ibadet etmek, marangozluk hünerlerini sergilemek ve en büyük tutkusu olan Sherlock Holmes hikayeleri dinleyerek geçer. Bu polisiye kurgular, onun karmaşık ve entrikalarla dolu zihnini dinlendirebildiği tek kaçış noktasıdır. Ancak köşkün içindeki asıl gerilim, Sultan’ın sağlığından sorumlu olarak atanan İttihatçı Doktor Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey ile olan ilişkisi üzerinden şekillenir. Doktor Atıf, başlangıçta devrik Sultan’a karşı büyük bir önyargı ve hatta nefret beslemektedir. Onun gözünde Abdülhamid, hürriyeti boğan "Kızıl Sultan"dır. Ancak günler geçtikçe ve düzenli muayeneler sırasındaki sohbetler derinleştikçe, doktorun karşısındaki figür değişmeye başlar. Abdülhamid, bu sohbetlerde kendi dönemindeki icraatlarını savunur; donanmayı neden Haliç’e hapsettiğini, hafiyelik teşkilatını neden kurduğunu ve dış borçlarla nasıl mücadele ettiğini kendi mantığıyla anlatır. Doktor Atıf, zamanla karşısında sadece zalim bir hükümdar değil; romatizmaları azan, midesi ağrıyan, zehirlenmemek için kedisine süt içirip bekleyen, yalnız ve korkmuş yaşlı bir adam bulur. İkili arasında, sessiz bir saygıya ve tuhaf bir dertleşmeye dönüşen, doktor-hasta ilişkisini aşan bir bağ kurulur. Zamanla Selanik’in güvenliği tehlikeye girer; Balkan Savaşları patlak vermiş ve düşman orduları şehre yaklaşmıştır. Sürgündeki Sultan, top seslerini duydukça imparatorluğun çöküşünü uzaktan, çaresizce izler. Bir zamanlar her karışına hükmettiği toprakların elden çıkışını görmek, ona sürgünden daha ağır gelir. Selanik'in düşmesi kesinleşince, İttihatçı yönetim, devrik padişahın Yunanlıların eline geçip siyasi bir koz olarak kullanılmasından korkarak onu İstanbul’a geri getirme kararı alır. Abdülhamid, "Beni Selanik'e bir eşkıya gibi getirdiniz, şimdi de bir eşkıya gibi kaçırıyorsunuz" diyerek bu duruma isyan etse de, İstanbul’a dönmek zorunda kalır. Romanın sonunda Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilir. Burası onun doğduğu, çocukluğunun geçtiği yerlere bakmaktadır ama artık o eski kudretli padişah değil, kendi imparatorluğunun başkentinde bir mahkumdur. Yıllar sonra gördüğü İstanbul Boğazı’na bakarken, hem kendi kaderinin hem de Osmanlı’nın kaderinin hüznüyle baş başa kalır. Livaneli, kitabı bitirirken okuyucuyu şu düşünceyle baş başa bırakır: Tarih, kazananların yazdığı bir metin olabilir ama iktidar, en muktedir olanı bile günün birinde o kaplanın sırtından indirip, korkularıyla ve vicdanıyla baş başa bırakacak geçici bir illüzyondur.
“Mutlaka okuyun.” Müjdat Gezen “Olağanüstü ve ayrıksı bir roman.” Prof. Onur Bilge Kula “Soluk soluğa okunacak ve bir yazar kurgusu olamayacak kadar müthiş güzellikte…” Sırrı Süreyya Önder “Tarihi romanlar, edebiyat dışı tartışmaları cezbetmesi açısından yazması zor romanlardır. Kaplanın Sırtında, tüm siyasi ağırlığına rağmen, bu zorluğu aşarak en edebi Livaneli romanı olmuş.” Burhan Sönmez - Pen International “Muhteşem eser…” Özdem Sanberk “‘Kaplandan’ inince ‘kendini kaybeden’ bir ‘insanın’ hikâyesi.” Burak Soyer Tahttan indirilişinin üzerinden bir asırdan uzun bir zaman geçmiş olan II. Abdülhamid’in yaşamının en ilginç evresi Livaneli’nin çağdaş anlatısıyla gün yüzüne çıkıyor. Devrik padişahın, ihtilalci fikirlerin filizlendiği Selanik şehrindeki günleri hem bir vicdan muhasebesi hem de yoğun bir psikolojik gelgit dalgası. Türk edebiyatının kuşak bağı Zülfü Livaneli, II. Abdülhamid’in tahtını kaybettikten sonra yaşadıklarına odaklanırken, okuru dönemin atmosferine ve düşünce yapısına yaklaştıran bir dil lezzetini, akıcı üslubuyla harmanlıyor. Tarih ile kurgunun iç içe geçtiği bu anlatıda II. Abdülhamid kaplanın sırtından iniyor ve tüm roman kahramanları gibi kendini savunmaya çalışıyor.
- Okunma Tarihi
- 16.02.2026