GELİRKEN EKMEK AL

GELİRKEN EKMEK AL

Şermin YAŞAR

Öykü Okundu
(4,5)

Şermin Yaşar'ın "Gelirken Ekmek Al" adlı öyküsü, yazarın kendine has trajikomik, samimi ve Anadolu insanının hüznünü yansıtan üslubuyla kaleme alınmış etkileyici bir bekleyiş ve kavuşma hikâyesidir. Kitap aynı zamanda birbirinden farklı başka öykülerden de oluşmaktadır. Kitabın adını veren hikâye, annesi henüz iki aylık hamileyken evden ayrılan ve aradan geçen on altı yılın ardından eve dönecek olan Şahin'in, yani babanın gelişini bekleyen genç bir kızın gözünden anlatılır. O sabah evde büyük ama bir o kadar da gergin bir telaş vardır; anne yıllar sonra kocasını karşılayacak olmanın heyecanıyla kendine bakmaya girişirken, anlatıcı olan kızı hayatında neredeyse hiç görmediği bu adama nasıl davranacağını, evde üç kişi nasıl yaşayacaklarını sorgulamaktadır. Şahin'in on altı yıllık yokluğu, sıradan bir terk ediş değil, insanın aklına zor gelecek türden inanılmaz bir "bahtsızlıklar silsilesidir". Çocuk yaşta evlenip kamyon şoförü muavini olarak Afganistan yollarına düşen Şahin, ıssız bir yolda üzerinden geçtiği bir ceset yüzünden hapse atılır. İki yıl sonra asıl suçluların itirafıyla masumiyeti kanıtlanıp çıksa da, gasp edilip pasaportunu çaldırdığı için tekrar tutuklanır ve ancak yıllar sonra sınır dışı edilerek memleketine dönebilir. Fakat tam evine kavuşacakken bu kez de gümrükte asker kaçağı olduğu gerekçesiyle derdest edilip doğrudan askere gönderilir. Talihsizlikler burada da peşini bırakmaz; askerde sevdiği kızı başkasına verdikleri için herkesi öldürmeyi planlayan bir gence "ömrünün hapislerde çürüyeceğine kendini vurmasının daha iyi olacağını" söyleyince, gencin intiharı üzerine intihara teşvikten suçlu bulunup üç buçuk yıl daha hapis cezası alır. Bu süreçte karısı ona beddualar ederken, masumiyetine bir tek annesi inanır. Tam bu suçtan beraat edecekken hapishanede çıkan bir kavgada kendini korumak için savurduğu sehpa ayağındaki çivi bir adamın şah damarına isabet eder ve Şahin yirmi küsur yıl daha ceza alır. Tüm bu yıllar boyunca kızı onsuz büyür, babasını sadece gönderdiği yalnız mektuplarından ve hayal meyal hatırladığı hapishane ziyaretlerinden tanır. Hayatını mahvettiğini düşündüğü karısına hapishaneden boşanmayı teklif etse de, kadın kızıyla bir başına kalmamak için bunu reddeder. Nihayet iyi hal indirimleriyle altı yıl dört ayın sonunda hapisten çıkan ve kalan askerliğini de bu kez olaysız şekilde tamamlayan Şahin'in eve dönüş günü nihayet gelip çatar. Öykünün vurucu noktası ise bu devasa trajedinin ve on altı yıllık hasretin sıradan bir aile rutiniyle son bulmasıdır. Evin telefonu çaldığında, on altı yıldır kocasının yolunu gözleyen anne telefonu açar, yüzüne ağız dolusu bir gülümseme yayılır ve bunca yılın acısını, yaşanamamış normal hayatın özlemini tek bir sıradan cümleye sığdırarak o sihirli sözü söyler: "Şahiiiin... Gelirken ekmek al...".

Şahin... Neredeyse hiç görmediğim babam, annemin neredeyse hiç görmediği kocası. Yıllardır muhatap olduğum “Baban nerede?” sorusuna, “işte”, “evde”, “memlekete gitti” gibi bir çırpıda verilebilecek cevaplar verebilmeyi çok isterdim. Babamın nerede olduğunu, nasıl bir bahtsız olduğunu kimseye izah edemedim. Kabul etmek gerekirse, masumiyetinden zaman zaman ben de çokça şüphe ettim. Kadere saygımız, tekrara göre değişiyor. Başımıza bir iş geldiğinde, bunu aksilik olarak kabul edebiliyor ve sineye çekiyoruz; bu aksilik ikinci kez geldiğinde, geldi mi üst üste gelir diyoruz, üçüncüsü tekrar ettiğinde her şey de senin başına geliyor diyerek rahatlıkla kanaat bildiriyoruz, sonraki tekrarlardaysa başına bu kadar çok şey geliyorsa, demek ki tüm bunları hak ediyor diyoruz. O bütün masumiyetiyle yaşamaya devam etse bile... İçimizde bir yerden konuşuyor Şermin Yaşar… Bu coğrafyanın en derin kederlerini en “bizlik” hayat acemilikleriyle harmanlıyor… İncinmişliklerimizi gülünesi aşklarımızla iyileştiriyor. Gerçek edebiyatın “insanın ruhuna” inen bir merdiven olduğunu her öyküsünde hatırlatarak.

Okunma Tarihi
10.03.2026
Kitabı İnternette Ara
Google'da Ara Fiyatlar & Alışveriş